Simplicity

"Simplicity is not a simple thing."
"Basitlik basit bir şey değildir."
Charlie CHAPLIN
Bu gadget'ta bir hata oluştu

24 Şubat 2017 Cuma

OTOBÜS (SEYR-İ MÜLKİ 18.11.2016)

OTOBÜS (SEYR-İ MÜLKİ 18.11.2016)

Otobüsteyim.
Bir taraf tekli koltuk, bir taraf konforlu çiftli koltuk. 
Yayılıyorsun.
Temiz, gürültü yok, sigara yok, nazik servis elemanı. 
Tv, internet, oyun vs var. 
Ama köy otobüsünün o canlılığı, kolonya ikramı, koridorda keçi, tavuk da yok. 
Bağıra çağıra dolaşan muavin de yok. 
Yer kalmadığı in motorun üstünde oturan da yok. Motor da yok. ...
Çoğu zaman lüks keyfi azaltan bir şey diye düşünüyorum

MAUK! (KÖYDEN HİKAYELER -06.12.2016)

MAUK! (KÖYDEN HİKAYELER -06.12.2016)

Bu akşam Muğla Başsavcısı değerli ağabeyim Necip Topuz'un yazdığı ve köylerdeki abartılı konuşmalardan, atılan palavralardan güzel bir örneği okuyunca ben de bizim köydeki bir olayı yazayım istedim. 

Hikayeyi emmioğlum Muhittin'in o müthiş anlatımıyla aktarmak mümkün olsa keşke.

Malum köy yerinde çobanlar en önemli kişilerden ve çoban köpekleri de en önemli hayvanlardandır:) 

Çobanların ikindi vakti koyunu yaymaya götürüp ertesi günü kuşluğa doğru eve getirene kadar dağda epeyce boş vakitleri vardır. Bu arada birbirlerine çeşitli oyunlar da ederler. 

Bir de kimin iti en yavuz onun tespiti gerekir. Bunun için birbirinden ayrı yayılan koyun sürülerinin çobanları itleri boğuştururlar sık sık. Kontrollü olarak.


İşte bir gün köyün karşısındaki Huyuk'ta iki çoban itleri kapıştırıyorlar. Birisi biraz bastırıp diğerini alta alınca, alttaki itin sahibi ve "sıkması kuvvetli" olan çoban üstteki ite değnekle iyi bir yapıştırıyor. Bundan sonrasını kendi ağzından dinleyelim:


"Ulaan, baktım bizim iti boğuyor, meşe deynaanen şöyle nası hay geldiysem "Mauuuk" dedi (çenilemek denir bu çıkan acılı sese) ve bizim iti bıraktığı gibi bi gaçtı amma; anca mezerliğin oradan bir toz kalktığını gördüm, bi de baktım ki Tatar Aligilin damının başında ürüyor."
Bahsettiği mesafe, Huyuk denen köyün karşısındaki hüyük şeklindeki tepeden meyille köy mezarlığının yanından aşağıya inen ve sonra yeniden yükselen bir vadi ve köyün harman yerindeki bir evin damının üstü. Köpek o kadar korkmuş ki evin önünde değil damın başına çıkıp oradan ürüyor. Burası kuş uçumu en az 2 kilometre, normal yürüyüşle 5 kilomatreye yakın ve o köpek bu mesafeyi bir saniyede koşuyor ve sadece mezerliğin orada bir toz kalkıyor ayağının yere değdiğinin işareti olarak.


Bu hikayeleri derliyorum. Beklerim:)

RAILLIFE (SEYR-İ MÜLKİ 08.12.2016)

RAİLLİFE (SEYR-İ MÜLKİ 08.12.2016)

Karşımdaki Sincanlı amca yolun yarısını TCDD'nin trenlerdeki dergisinin adını telaffuz etmeye çalışarak geçirdi: "Raillife." 
Sonunda pes etti. 
Her deneme sonunda bu adı koyanlara ettiği hayır duasını yazamam buraya. 
Yanındaki genç hayatının en ilginç yolculuğunu yapıyor. 

Bir de THY'nin Skylife'ı var.

Bu arada bu İngilizce dergiyi okuyacak yabancıların trene binişleriyle ilgili Eskişehir ve Ankara garlarında İngilizce anons yok!

HIZLI DEDE (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

HIZLI DEDE (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

Trende, karşımdaki koltukta, yaşı yetmişi devirmiş amcayla, iyice devrilip yerle bir olmasın diye ona dayanak olmaya çalışan altmışı devirmiş teyze hızlı treni konuşuyorlar. 

Sevecen Teyze:
"-Bu trenler çok iyi oldu, bak ne kadar hızlı gidiyor."

Huysuz olduğu her halinden belli olan Amca:
"-Ne hızı? En fazla 250 km oluyor, o da on dakika kadar dürüyor. Sonra yine 150-170'le gidiyor."


Sevecenliği bir yana bırakmış Teyze:
"-İnatlık etme adam! Köyde eşekle komşu köye akşama kadar zor gidip geldiğin günleri ne çabuk unuttun?"


Yarım saattir tek kelime etmiyorlar!
SUÇÜSTÜ (SEYR-İ MÜLKİ - 09.01.2017)

İstanbul'a giden hızlı trende bulunduğum vagon ancak yarı yarıya dolu. 
Önünde masa bulunan koltukta oturuyorum ve çaprazımda sırtı gidiş yönüne doğru oturan orta yaşlardaki adamın boş olan yanındaki koltuğa bir hanım gelerek oturdu. 
Sonra adama döndü ve gayet sakin bir sesle sordu:

"- Hani tren doluydu da bana ancak bir bayan yanında yer bulabilmiştin? O yüzden ayrı ayrı koltuklarda oturmamız gerekiyordu? İstanbul'a kadar benden ayrı oturmayı kar sayıyorsun, öyle mi? Unutma bunu!"

Adam suçüstü yakalanan hırsız gibi sakin olmaya çalışarak cevapladı:


"-Ben almadım biletleri; büroda birine söylemiştim, o da böyle almış. Ben naapim?"


Bu gidişle akşama kadar konuşmazlar!

HALKA AÇIK TELEFON 2 (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

HALKA AÇIK TELEFON 2 (SEYR-İ MÜLKİ 09.01.2017)

Gün akşam olmuş, trendeki insanlarda gözle görülür bir yorgunluk hali var. Uyuyan, ayakta uyuyan, uykuya direnen insanlar. Bir kısmı öğrenci. 

Vagonda çıt çıkmıyor, yalnız telefonda konuşan ve dilini yuvarlayarak konuşan, "ben" kelimesini, nasıl beceriyorsa, "ban" şeklinde telaffuz eden, bugün girdiği doktora tez izleme komitesinde yaşananları bütün vagonun heyecan içinde dinlediği, kendi kulağında sorun olduğu için herkesi sağır zanneden müstakbel bilim kadını hariç! 

O komite görevini iyi yapmamış! Doçent olan üye bilimden çok film peşinde anladığımız kadarıyla. Proflar da kolay ikna olmuşlar. Ne şanslı! 

Ayrıca erkek arkadaşını da çok ihmal ediyormuş dersler yüzünden!
Vagonda bir empati, bir empati, sormayın! Kızcağız neşelenince bakıyorum karşımdakilerde, yanımdakilerde bir gülümseme; kızcağız dertli konulara dalınca karşımdakiler, yanımdakiler sanki ben kötü bir şey demişim gibi bana asık suratla bakmalar...

Hepimiz merak içinde, birbirimizin gözlerine bakarak ayrılıyoruz trenden... Soru aynı: Ya yarın o alışveriş merkezine oğlan gelmezse?
AMBULANS ADAMLAR (SEYR-İ MÜLKİ -10.01.2017)

İstanbul'daki kar kış yüzünden Ankara'dan İstanbul'a doğru kalkmayı göze alan her uçak çok kıymetli, her kaptan çok cesur ve saygın bugün.

Bilet kontrolünü de geçip uçağa binmek üzere körükte kuyruk olan insanlar hafif soğuktan ürpererek bekliyorlardı.

O sırada arkada bekleyen bebekli bir anneye ve yanındaki küçük kızına nezaket sahibi bir beyefendi:

"-Bebeği üşütmeyin, zaten önceliğiniz var, siz buyrun geçin uçağa" dedi.

Anne teşekkür etti ve koridorun duvar tarafından kendisine yol verenlere teşekkür ederek ilerlemeye başladı.

Bir iyilik yapma fırsatı yakalamış olmanın heyecanıyla herkes yol verirken bebekli anne ve küçük kıza verilen "güvenlik şeridi" birden bunları izleyen "uyanıklarla" doldu.

Önümdeki iki gençten biri durumu özetledi:

"Aynı ambulansın ardına takılan arabalar gibi, bunlar da bebeği takip ediyorlar!"

Bir şey dikkatimi çekti; bu "takipçilerin" hiç biri bekleyen başkalarının yüzüne bakamıyor, ya yere ya da duvara bakıyorlardı!

Utanma duygusu hala var yani!